İstanbul’dan kocaman günaydınlar sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Eğer gündem bu kadar kalabalık ve sıkıcı olmasaydı kardeşim ve çocuklarla olduğum için en azından kendim için “çok iyiyim” diyebilirdim. Ancak ülkemin en büyük üniversitelerden biri olan Boğaziçi Üniversitesinde Üniversite İslam topluluğu tarafından davet edilen Yunan yazar -Andreas Tozortzis- kurtuluş savaşı vermiş, bize egemenliğimizi, özgürlüğümüzü ve cumhuriyeti ve laikliği hediye etmiş büyük Türk Atatürk’ümüze “şeytan dostu” demiş; bu cesareti bulması ve bu sözlerin gülüşerek evetlenmesi bizi dumura uğrattı! Nevrimiz şaştı bu nasıl bir şey? Nasıl bir ihanet içindeyiz kendi kendimize, kendi ülkemizde, kendi üniversitemizde?
Nasıl bir nefret, nasıl bir kin bunu anlamak mümkün değil. Saçımızı, başımızı yolasımız geliyor valla. Bugün bu insanlar özgür bir ülkede, özgürce misafir kabul edebiliyorlarsa, konuşabiliyor ve dünyada özgür diye anılabiliyorsa bu Atatürk’ün sayesinde değil mi ve bu insanlar kendi liderlerine, kendi ülkelerinde hakaret eden bir Yunanlı konuğu ağırlıyor alkışlıyorlar!!! Yazıklar olsun.
Ve kin ve nefret her tarafımızda… Görevi doktorluk olan hayat kurtarmak için yeminli bir kindar; bir parti liderine sırf mezhebi yüzünden annesine varacak kadar hakaret edip, linç girişimini ve yumruk atanı destekleyip “kızıl baş” diye küfür edebiliyorsa en iğrenç bir şekilde ve bunu dile getirme cesaretine sahip olabiliyorsa avaz avaz artık vay halimize? Bu adamın eline düşsek halimiz yaman zahar? Allah ıslah etsin başka dileğim yok.
Kanla yokluk ve yoksullukla ancak iman ve inançla kazandığımız bu cennet vatana yapılanlara yazık çok yazık. Bizler Atalarımızın kanı ile sulanmış bu topraklara onları incitmemek için basmaktan bile korkarken bu yapılanlar onları içten içe inletiyordur!!!
Ve sevgili okuyucularım “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” atasözü boşa söylenmemiş. Doğduğumuz günü ve hangi ailede doğacımızı bilmeden dünyaya geliriz. Hangi gün öleceğimizi bilmeden de yaşarız. Belki yarın belki yarından önce, belki bir göz kırpması kadar kısa bir zamanda. Önemli olan ölmek değil nasıl ölüneceğidir. Ardında hoş bir seda mı kalacak yoksa yaşadıkça lanetle mi anılacağız bunu düşünmeliyiz ve bu seçim bize kalmış?
Şahsen hoş bir seda ile anılmak istediğimden içimi zehirle değil sevgiyle beslerim, sevgi akar damarlarımdan saygı akar. Hakaret değil, yergi değil yalnızca doğruyu yazar kalemim, ayrım gayrım yapmam, yapanı takmam, Allah’a havale ederim. Elimdekini paylaşır bazen elimdekinden vazgeçerim, kırmaktansa, kırılmayı yeğler ve ardımda bir servet yerine hoş bir seda bırakmak için çabalarım. Ne kadar kolay değil mi? Hırs, kin, nefret insanı yorar neden insan rahatı istemez ki?
Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım. “Halkta neymiş biz yalnız Cumhurla ittifak yaparız” diyenlere inat kinciler, kötüler ve tecavüzcüler dışında biz herkesi ayrımsız gayrımsız kucaklarız. Her zaman. Her yerde. Yase
& & & & &
Fakir Köy Hikayesi
Zengin bir baba küçük oğlunu insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek için bir köye götürdü. Çok fakir bir aile, çiftliğinde baba ve oğlunu bir gün boyunca ağırladı.
Yolculuktan dönerlerken baba oğluna sordu; “İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?”
“Evet! Gördüm baba”
“Ne öğrendin peki? Anlat bakalım.”
Oğlu cevap verdi; “Bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar.”
Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu devam etti; “Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için teşekkür ederim baba!”
Hayat akarken, zenginlikte fakirlikte bizim hayata bakış açımızdadır.
& & & & &
Kuyu
Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırdı yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı.Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı.
Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. (Ne bazeni, çoğu zaman.) Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile…
& & & & &
Konfüçyus’tan Bir Ders
Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti. Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı. Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi: “Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir.” Çocuklardan biri açıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu. “Elimi çıkaramıyorum!” Konfüçyus, “Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır,” dedi. Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı. Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu.
Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı? Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu! Konfüçyus, “Fakat bu, göründüğü kadar basit değil,” dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken. “Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz.”
Günün Şiiri
Göğe Bakma Durağı
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat.
Turgut UYAR
Memleket İsterim
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Cahit Sıtkı TARANCI
Günün Sözü
Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir.
Sevgiden, dertler şifa bulur.
Ölüler dirilir.
Sevgiden, padişahlar kul olur.
Bu sevgide bilgi neticesidir…
Hz. Mevlana
Gönlüm dilime dargın, dilim gönlüme
Gönlüm duygularını anlatamadığı için
Kızarken dilime;
Dilim anlatamayacağı şeyleri
düşündüğü için kızıyor gönlüme…
Hz. Mevlana