Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun 15 Haziran’da tek başına başlattığı, daha sonraları sayısı binleri, milyonları bulan “Adalet” yürüyüşü önceki gün 9 Temmuz 2017’de sona erdi. Yürüyüşe katılan milyonlarca kişiye rağmen yürüyüşün bu kadar sakin, olaysız ve olgunluk içinde sona ermesi hepimizi yürekten sevindirdi. Hep birlikte gördük ki demek istenince olay çıkmadan, kimse kimseyi incitmeden, kırmadan, kavga etmeden, ayrı görüşte olsa bile bir araya gelebiliyormuş. Niyet iyi olduktan sonra… İşte birlik ve beraberlik dediğimiz böyle bir şeymiş.
Sayın Kılıçdaroğlu, gerçekten çok büyük bir başarı elde ederek genel başkanlığının hakkını verdi bendenizce.
& & & & &
Tabi bu çok güzel bir olaydı ancak uzun zamandan beri böyle bir güzelliğe hasret olduğumuz halde istediğimiz gibi sevinemedik. Hain terörün ilimizde şehit ettiği iki polis kardeşimiz ve yaralıların haberi gelince. Bu yetmedi, yurdun diğer köşelerinden de ikişer üçer şehit haberleri arka arkaya gelince resmen dumur olduk. İçimiz acıyor. Çok acıyor. Rahmetli kardeşlerimiz nur içinde uyusun, Allah sabır versin ailelerine ve sevenlerine. Lanet olsun milyonlarca, milyarlarca kez teröre ve onu destekleyenlere. Vatan sağ olsun.
& & & & &
Ve sevgili okuyucularım, ülkece çıldırdık. Ne oldu bize böyle? Aile içinde şiddetten tutunda, cinsel istismara, çocuğa, kadına, hayvana, doğaya kadar ne kadar sapıklık, vahşet varsa o da bu günlerde sözleşmiş gibi gün yüzüne çıktı. Ülkemizin yüz karası, vahşi, insanlık dışı yaratıkların, Suriyeli 9 aylık hamile Emani’ye tecavüz edip 10 aylık bebeği ile birlikte öldürmelerinin etkisi ve tepkisi artarak sürüyor. Bu vahşetlere nasıl ceza verilecek onu merak ediyorum. İdamdan söz ediliyor. İdama karşıyım. İdam bir ödül olur bu tür insanlara. İdamı arayacak duruma gelsinler dilerim.
Ve sevgili okuyucuların bu karmakarışık ruh durumu ile sağlıkla sevgiyle kalalım diyorum ayrımsız gayrımsız… Yase
& & & & &
Mermer Yontucusu
Bir zamanlar dağda kızgın güneşin altında mermer taşlarını yontmaktan bezmiş bir mermer yontucusu varmış. “Bu haytan bıktım artık devamlı mermer yonmaktan öldüm artık, üstelik bu yakıcı güneş; onun yerinde olmayı ne kadar isterdim orada yükseklerde her şeye hakim olacaktım ışınlarımla etrafı aydınlatacaktım” diye söylenir dururmuş yontucu. Bir mucize eseri olarak dileği kabul olmuş ve yontucu o an güneş olmuş. Dileği kabul olduğu için çok mutluymuş, fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırda, ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark etmiş.” Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar! diye isyan etmiş. “mademki bulutlar güneşten daha kudretli bulut olmayı tercih ederim” demiş. şikayet bu ya, hemen bulut oluvermiş. Dünyanın üzerinde uçmaya başlamış, oradan oraya koşuşurken, yağmur yağdırırken birden bire rüzgar çıkmış ve bulutları dağıtıvermiş.” Aaa rüzgar geldi ve beni dağıttı. Demek ki en kuvvetlisi o öyleyse ben rüzgar olmak istiyorum.”diye karar vermiş. Böylece dünyanın üzerinde esip duran, fırtınalar ve tayfunlar meydan getiren rüzgar olmuş, ama birden bire önünde kocaman bir duvarın kendisine mani olduğunu görmüş. Çok yüksek ve çok sağlam bir duvar olduğunu zannetmiş önce ama sonra bir dağ olduğunu anlamış. “basit bir dağ beni durdurmaya yetiğine göre benim rüzgar olmam neye yarar derken, bir anda dağ oluvermiş. O zaman bir şeyin ona durmadan vurduğunu hissetmiş, kendinden daha güçlü olan şeyin ve onu içinden oyan şeyin ne olabileceğini düşünürken bir mermer yontucusu görmüş.
& & & & &
Müsait Olduğunda Beni Sever misin Anne?
İçeri girer girmez neşeyle bağırdı: “-Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?”
“-Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.”
Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda… Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu.
Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti: “-Sana yardım edeyim mi?” dedi en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı: “Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.”
Yorgunluk nasıl bir şeydi ? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır : ‘Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni..’ diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu. “Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.”
“Uykuya dalayım da, gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.”
Bu kelimeden nefret ediyordu.’Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken’…. “Anneciğim sen yorulma” diye… “Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.”
Hani siz yoruluyorsunuz ya…Eeee….Ben de oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem? Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden.
Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. “Mum da yok!” diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla. Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. ”Bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı. Sonra ışıklar geldi.
Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti. Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşçasına aralanan gözleriyle mırıldandı; “İşin bitince beni sever misin anne?” dedi.
Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı…
Günün Şiiri
Söyle Sevda İçinde Türkümüzü
Söyle sevda içinde türkümüzü,
Aç bembeyaz bir yelken
Neden herkes güzel olmaz,
Yaşamak bu kadar güzelken?
İnsan, dallarla, bulutlarla bir,
Ayrı maviliklerden geçmiştir
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
Bir Adam Bir Düş Gördü
Ve uyandığında yorumcuya giderek
Düşünü kendisi için yorumlamasını istedi
Yorumcu adama dedi ki,
Bana uyanıkken gördüğün düşlerle gel ki
Anlamlarını söyleyebileyim.
Ama uykunun düşleri
Ne benim bilgeliğime aittir
Ne de senin imgelemine
Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum
Görülmez bir elma bahçesidir.
Ama bu tohum bir kayaya rast gelirse
Ondan hiçbir şey çıkmaz
ANNECİĞİM
Bekle beni anneciğim
Bir gün sana döneceğim
Pamuk gibi ellerinden
Doya doya öpeceğim
Demet demet çiçeklerle
Lâle menekşe güllerle
Aydınlık bir gelecekle
Annem sana geleceğim
Ne şirindir senin sözün
Yeter ağlamasın gözün
Bitsin artık çile hüzün
Annem sana döneceğim
Demet demet çiçeklerle
Ellerimde buketlerle
Duâlarla Tekbirlerle
Annem sana geleceğim.
Hayati OTYAKMAZ
Günün Fıkrası
Tamtam Çalmak
Afrika gezisinde bir turist devamlı tamtam çalan yamyamın yanına giderek sordu: “Niçin durmadan çalıyorsunuz?”
Yamyam cevap verdi: “Suyumuz hiç yokta…”
Turist başını salladı: “Anladım. Allah’tan yağmur yağdırmasını istiyorsunuz…”
Yamyam: “Yok canım, muslukçuyu çağırıyorum.”
Günün Sözü
Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar.
Newton
Aynı dili konuşan değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.
Mevlana